Yönetimin Önemi, Niteliği ve Gelişimi 1

1.1. Yönetimin Önemi

Günümüzdeki modem toplumlarda gerek kamu kuruluşlarında gerekse özel işletmelerde yönetimin taşıdığı önem ve yöneticinin oynadığı rol çok artmıştır. Bu bakımdan, yöneticiler kaynakların mal ve hizmet haline çevrilmesinde bir katalizör olarak görülmektedir (Newman, 1970). .

Çeşitli örnekler göstermiştir ki iyi bir yönetim ya da iyi bir yönetici bir kurulu­şun başarıya ulaşmasında en önemli bir öğe olmaktadır.

Ekonomik ve teknik gelişme ile iyi yetişmiş yönetici talebi arasında çok ya­kın ve önemli bir ilişki olduğu kabul edilmekte ve bu nedenle yönetici eğitimi konusu da büyük bir önem kazanmış bulunmaktadır.

Öte yandan, teknik, ekonomik ve sosyal gelişmeler Devletin görevlerinin de gerek kapsam, gerekse alan bakımından artmasına ve devlet örgütlerinin çeşitlen­mesine ve gelişmesine neden olmuştur. Bu durum Devlet kuruluşlarında modem yönetim tekniklerinin uygulanmasını da içeren yeni bir yönetim anlayışının doğma­sına ve kamu yönetimi yazarlarınca da benimsenmesine yol açmıştır.

Ormancılık etkinlikleri, ormanların korunması bakımı, iman, yetiştirilmesi, orman ürünlerinin hasadı ve değerlendirilmesine yönelik çeşitli teknik önlemler almak, tesisler kurarak, rekreasyon alanları hazırlamak, ulusal parklar ve koruma ormanları ayırmak orman ürünlerini işleyen çeşitli endüstriyel tesisler kurmak, orman köylerinin kalkındırılmasına katkıda bulunmak amacıyla bu bölgeler halkına iş alanı ve geçim kaynağı sağlamak vb. gibi biyolojik teknik, ekonomik ve sosyal temellere dayanmaktadır (Gülen- Özdönmez. 1972). Ormancılığın bu özelliği onun görmekle yükümlü olduğu görevlerin çok yönlü ve çeşitli bulunduğunu, dolayısıyla ormancılıkta yönetim işlevinin de ne derece önemli ve karışık olduğunu ortaya koymaktadır. Ormancılık yönetimi genel kurallar itibariyle ekonominin öteki kesimlerinden farklı olmamakla birlikte kendi içinde bazı konularda derinlemesine gelişmeler göstermiş bulunmaktadır. Bu nedenle, ormancılık etkinliklerinin düzen­lenmesinin ve yürütülmesinin yönetim gereksinmesi de kendine özgü bir nitelik ta­şımaktadır.

Ormancılık etkinliklerini yürütmekle görevli Orman Bakanlığında genel müdürlükler, bölge müdürlükleri ve işletmeler gibi teknik, ekonomik ve yönetsel faaliyetlerin ağırlık taşıdığı değişik birimler bulunmaktadır. Örneğin, Devlet Orman İşletmeleri teknik ve ekonomik bir çok etkinliğin yanında geniş bir halk topluluğu ile de çeşitli ilişkilere sahiptir. Böylece Orman Bakanlığında görev alacak yöneticileri eğitmek amacıyla kurulmuş olan Orman Fakültelerinde diğer teknik, biyolojik, sosyal bilim dalları yanında yönetim ve yöneticiliğin incelenmesi ve öğ­retilmesi, bu fakültelerden mezun olacak elemanların gelecekte görevlerini başarılı ' bir biçimde yerine getirebilmeleri için gerekli olmaktadır.

Öte yandan orman ürünleri endüstrisine ilişkin etkinlikleri yürütmekte olan gerek kamu gerekse özel sektör kuruluşlarında çalışacak olan Orman Endüstri Mühendislerinin de görevlerini etkin ve başarılı biçimde yapabilmeleri için diğer teknik ve ekonomik bilgilerin yanı sıra yönetim ve organizasyon konusunda da bilgi sahibi" kılınmaları gerekmektedir.

Ancak yönetimin bir bilim yahut bir sanat olarak kabulüne göre onun öğretilip öğretilemeyeceği hususu önem taşır. Bu nedenle, tanışmalı olan bu konudaki görüşleri de kısaca belirtmekte yarar vardır

 

1.2. Yönetimin Niteliği 1.2.1. Yöneticinin Bilim ve Sanat Yönü

Bütün bilim dallarının bir kurumsal bir uygulama yönü bulunduğu bilinmektedir. Bir bilgiler topluluğunun aynı bir bilim dalı olarak kabulü için incelediği konuda değişmez kural ve ilkelerin saptanmış olması gerekir. Yöneticiler konusunda bu tür ilkeler uzun zamandan beri saptanmıştır. Ancak, bir çerçeveye gereksinme duyulmakta idi. Son zamanlarda yapılan çalışma ve araştırmalar böyle bir çerçevenin oluşmasına olanak sağlamıştır. Bir yönetim ilkesi, deneme ve analizlerle elde edilen bilgilerin özü demektir. Günümüzde yönetimin birçok ilk ortaya konmuştur. Bununla beraber, yönetimi gerçek pozitif bir bilim dalı olarak ele almak da henüz mümkün görülmemektedir. Hatta denilebilir ki yönetim büyük bir olasılıkla hiçbir zaman matematik, fizik, kimya vb. gibi mutlak pozitif bir bilim dalı olmayacaktır. Çünkü yönetim biliminin sağladığı bilginin kişisel değerlendirme veya katkı ile tamamlanmasına daima gereksinme duyulacaktır. Bu nedenle, yöne­timin bilim yanı kadar, sonuçları kişi ve kişiliğe bağlı kılan bir sanat yönü daima mevcut olacaktır. Yönetimin bilim yönü geliştikçe yönetimin bilgiye dayanan bir sanat niteliği kazanması da sağlanmış olacaktır. Gerçekten, yönetim biliminin saptadığı ilkeler ve teknikler yönetim uygulamalarının etkinliğini arttırmakladır. Başka bir deyişle yönetim bilimi yöneticiye yol gösterici ilkeler sağlamakta, yönetici de bu ilkeleri becerisini kullanarak uygulamaktadır (Baransel, 1979).

 

1.2.2. Yönetimin Meslek Yönü

Yönetimin mesleksel niteliği konusunda da geniş tartışmalar yapılmış ve yapılmaktadır. Bir uğraş alanının meslek niteliği kazanabilmesi için gerekli olan başlı­ca koşullar aşağıdaki biçimde özetlenebilir (Appleby. 1976).

a) İlkeleri, tekniği ve özel bilgisi olması

b) Eğitim ve deney kazanmak için belirli yöntemleri bulunması,

c) Mensuplarını yönetmek ve denetlemek için kurallar koyacak bir örgütü­ var olması.

Bu koşullara bakılırsa, yöneticiliği henüz bağımsız bir meslek olarak kabul 'etmek güçtür. Şöyle ki, yönetici olmak için yöneticilik diploması gerekmektedir.

Ayrıca, yöneticilerin uyması gereken genel ilkelerde ortaya konmuş değildir. Birçok yönetici aslında başka dal1arda yetiştirilmiş ve başka mesleklerin elemanla­rıdır. Örneğin, Orman Mühendisleri Orman Endüstri Mühendisleri, Makine Mü­hendisleri, Hukııkçular, Ekonomistler vb. gibi. Fakat bu kişilerin yaptıkları işlerin en ağır basan yönü yöneticiliktir. Ancak, son yıllarda yöneticiliğin bir meslek sayıl­ması için gerekli koşulları gerçekleştirecek girişimlere rastlanmaktadır. Örneğin, yönetim alanında önemli ölçüde bilgi birikimi sağlanmış, uygulamada bu bilgiden yararlanma eğilimi artmış ve ayrıca yöneticilik eğitiminde gelişmeler kaydedilmiş olduğu görülmekledir.

1.3. Yönetimin Gelişmesi

Yönetim bir bilim dalı ve bir meslek olarak geliştikçe bir biçim almaktadır. Henüz süreç tamamlanmış olmamakla beraber, genel yön bakımından bu amaca doğru ilerlendiği söylene bilir.

Yönetimin aşağıda özetlenen dört evrede geliştiği kabul edilmektedir. Bu evreler: 1) İlk etkiler evresi, 2) Klasik yönetim akımı evresi, 3) Neoklasik yönetim akımı evresi, 4) Modem etkiler evresi olarak sıralanabilir (Appleby, 1976; Baransel,1979; Eren, 1991).

1.3.1. İlk Etkiler Evresi

İlk çağlardan beri insanlar ortak amaçların gerçekleştirilmesi için örgütlenmişlerdir. Aileler, aşiretler, dini kuruluşlar, askeri kuruluşlar ve devletler yönetime, konu olabilecek ilk kuruluşlardır. Eski Mısır, Çin, Yunan ve Roma uygarlıklarında çeşitli örgüt ve yönetim örneklerine rastlanmaktadır (Yozgat, 1978). Gerçekten eski Çin ve Yunan'da bulunan kayıtlarda bu uygarlıklarda yönetim ve organizasyona büyük önem verildiği anlaşılmaktadır. Fakat bu kayıtlardan yönetim ilkelerine ışık tutacak sonuçlar çıkartmak olanağı yoktur. Birçok tanınmış yazar kent ve imparatorlukların yürütülmesindeki yönetim etkinliklerine değinmişlerdir.

 

Roma imparatorluğunun yönetiminde birçok temel ilkenin (yetki devri gibi) etkin bir biçimde kullanıldığı bilinmektedir. Ayrıca. Tarihteki askeri örgütlerde bu­gün kristalleşen birçok ilkenin kaynağını görmek olanaklıdır. Ancak yönetim, bilimsel bir inceleme konusu olmak özelliğini XVIII. yüzyılın ikinci yansında İngiltere'de başlayan, XIX. ve XX. yüzyıllarda Avrupa ve Amerika'ya yayılan "Sanayi Devrimi" ila kazanmıştır).

1.3.2. Klasik Yönetim Akım Evresi

Bu evre, Sanayi Devriminden İkinci Dünya Savaşına kadar geçen dönemi kapsar. Sanayi Devriminin başlaması, üretimde hızla makineleşmeye ve büyük fabrikaların kurulmasına yol açmıştır. Bu gelişmeler sonucunda yeni bir sosyal, ekonomik ve örgütsel yaşam biçimi ortaya çıkmıştır.

XVIII. yüzyıldan sonra alışılan yöneticilik uygulamaları değişen sosyal. Ekonomik ve teknolojik ortamın isteklerini karşılayamaz duruma gelmiştir. Bazı öncüler bu yetersizliğin nedenlerini incelemek ve daha etkin yönetim yöntemleri denemek ve bulmak için çaba sarf etmişlerdir. Bu denemeler yönetim konusunda yeni düşüncelerin doğmasına neden olmuştur. Bu düşüncelerin egemen olduğu evre klasik yönetim akımı evresidir. Bu evreyi 1) bilimsel yönetim yaklaşımı, 2) yönetim süreci yaklaşımı ve 3) bürokrasi yaklaşımı olarak üzere üç temel yaklaşım oluşturmaktadır.

 

1.3.2.1. Bilimsel Yönetim Yaklaşımı

Öncülüğünü Frederick Winslow Taylor (1856–1915) un yaptığı bu yaklaşım, esas itibariyle her bir yönetim etkinliğinin bilimsel araştırma yöntemleriyle incelenmesine dayanmaktadır. Taylor'un araştırmalarının çoğu iş yerlerindeki verimsiz çalışma düzeninin neden olduğu israf ve kayıpları önlemek ve üretimde verimliliği arttırmak için yaptığı denemeleri içerir.

Taylor, aşağıdaki ilkeleri önermiştir:

1- Her işçiye açıkça tanımlanmış bir iş verilmelidir.

2- İşin kolay yapılabilmesi için standart çalışma koşulları sağlanmalıdır.

3- Başarılı bir biçimde tamamlanan işe yüksek ücret ödenmeli, standartları ,'sağlayamayan işçiler ücret kaybına uğramalıdır.

 

Bilimsel yönetim yaklaşımı, Taylor'un izleyicilerinden Henry Gannt, Frank ve Lilian Gilberth, Hanington Emerson gibi kişilerin katkıları ile gelişmiş ve Taylo­rizm adı altında Amerika'dan Avrupa'ya yayılmıştır (Baransel, 1979; Koçel, 1984).

 

1.3.2.2. Yönetim Süreci Yaklaşımı

Klasik yönetim yaklaşımlarının ikincisi, öncülüğünü Fransız maden mühen­disi Henri Fayol (l841–1925)'un yaptığı yönetim süreci yaklaşımıdır. Fayol, ticarete, endüstriye, politika ve benzerlerine uygulana bilecek evrensel bir yönetim bilimi olduğuna inanıyordu. Gerçekten, yönetimin uzağı görme (planlama), örgüt­leme, emir-kumanda (yürütme), koordinasyon ve denetleme işlevlerinden oluşan bir süreç olduğunu ve bu işlevlerle ilgili olarak da yönetim ilkelerinin (işbölümü, yetki ve sorumluluk denk1iği, kumanda birliği. Merkezcil yönetim, disiplin gibi) bir listesini çıkarmış ve bu ilkelerin bütün işletmelerde başarılı bir biçimde kullanılabi­ leceğini belirtmiştir. Ancak, Fayol bu ilkelerin değişmez kurallar niteliği taşımadı­ğına da işaret etmiştir.

Bilimsel yönetim yaklaşımı, daha çok işçi düzeyinde üretim verimliliğini artırmaya yönelik araştırmalara dayanmasına karşılık, yönetim süreci yaklaşımı tüm yönetim işlevlerine ilişkin incelemeleri kapsaması nedeniyle genel bir nitelik taşımaktadır.

Fayol'un yönetim süreci yaklaşımının gelişmesinde Luther Gulick, Lyndall Urwick, Mary Parker Follett, James Mooney, Alan Reiley, Ralph Davis gibi yazarlarında katkılan olmuştur (Baransel, 1979).

1.3.2.3. Bürokrasi Yaklaşımı

Klasik yönetim yaklaşımlarından üçüncüsü ise, Taylor ve Fayol ile aynı dönemde yaşamış olan Alman Sosyologu Max Weber (1864–1920)'in Bürokrasi yaklaşımıdır. Weber eski organizasyon biçimlerinin sanayileşme karşısında yetersiz kaldığını belirterek "bürokrasi" adını verdiği yeni bir organizasyon ve yönetim biçimini ortaya koymuştur (Dereli, 1976). Weber'in bürokrasi modelinin özellikleri şunlardır (Barensel, 1979 ve Eren, 1991):   

1) Biçimsel yetki ve görevler, yasa, kural ve yönetsel kararlarla önceden saptanmıştır.

2) Görev ve yetkiler bir hiyerarşi ve makamlar sistemi oluşturacak biçimde düzenlenmiştir.

3) Astlar, üstlerinin emirlerine işgal ettikleri makamın temsil ettiği kişisel olmadığı ve yasal yetkiye dayandığı için uyarlar.

4) Bürokraside ilişkiler ve iletişim yazılı olarak yürütülür ve bu yazılı belge­ler dosyalarda

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !