Yönetimin Önemi, Niteliği ve Gelişimi 2

saklanır.

5) Görevlere özel eğitim görmüş memurlar atanır.

6) Görevler önceden saptanmış genel kurallara Uygun bir biçimde yürütülür.

7) Görevleri yerine getirirken hiç kimse emrine tahsis edilen araçları ve personeli kendi kişisel gereksinmeleri için kullanamaz.

Weber bürokrasi modelinin bu özellikleri ile ideal bir örgüt yapısı olduğunu ve öteki örgüt biçimlerine göre rasyonellik, süreklilik, güvenilirlik ve disiplin ba­kımlarından üstün bulunduğunu ileri sürmektedir (Baransel, 1979).

Bürokrasi yaklaşımı Weber'den sonra Robert Merton, Philip Selznick, Peter Blan, Alvin Gouldner gibi yazarlar tarafından geliştirilmiştir (Koçel, 1984).

            Klasik yönetim yaklaşımlarına bazı eleştiriler yöneltilmiştir. Bu eleştirileri başlıca üç noktada toplayabiliriz (Baransel, 1979).

            1) Klasik yönetim yaklaşımları yalnız biçimsel örgütle ilgilenmişler, biçim­sel olmayan örgütü ve dolayısıyla insan ilişkilerini dikkate almamışlardır.

            2) Klasik yönetim yaklaşımları, örgütü bir makine, insanı da bu makinenin bir parçası olarak görmüşlerdir.

3) Klasik yönetim yaklaşımları kavramsal olarak örgütü "kapalı bir sistem" biçiminde tasarlamışlar ve örgütün çevre ile ilgili ilişkilerini göz önüne almamışlar­dır.

Klasik yönetim yaklaşımları 1940 yılına kadar yönetim uygulamalarına temel oluşturmuştur. Daha sonra yeni yönetim yaklaşımlarının oluşmasına karşın, klasik yönetim yaklaşımları günümüzde de geçerliliğini sürdürmektedir.

1.3.3. Neoklasik Yönetim Akımı Evresi

Neoklasik yönetim akımı, klasik yönetim yaklaşımlarının eksiklerini gidermeye yönelik olup örgüt yapısı içinde çalışan insanın davranışları ve ilişkileri üzerinde yoğunlaşmıştır. Bu bakımdan neoklasik yönetim akımı, insan ilişkileri yaklaşımı ya da davranışsal yaklaşım olarak da adlandırılmaktadır. Bu akımın oluş­masında insan ve davranışlarını bireysel ve gruplar halinde inceleyen bilim kolların­daki (psikoloji, sosyoloji) ilerlemeler önemli rol oynamıştır. Yine endüstriyel psikoloji özel bir bilim alanı olarak ortaya Çıkmış ve bu bilim dalında çalışma koşu1­lan, personelin seçimi ve eğitilmesi, psikolojik test yöntemlerinin gelişmesi ile ilgi­lenilmiş ve özellikle grupların incelenmesi üzerinde durulmuştur.

Amerika'da Westem Elektrik Şirketinin telefon cihazları üreten Hawthome fabrikasında Elton Mayo önderliğinde yürütülen ve 1924 yılında yayınlanan psikolojik deneme sonuçları insan ilişkileri yaklaşımının başlangıcı olmuştur. Bu çalışmalar, yönetim anlayışında devrim yapmış ve dikkatlerin işi meydana getiren öğeler ve işin işçi bakımından doyuruculuğu üzerinde toplanmasına neden olmuş­ tur. Böylece verimliliğin arttırılmasında fiziksel etmenlerin ötesinde, insan fak.1Örü­nün büyük önemi bulunduğu ve bireyler arası ilişkilerin verimi etkileyici rolü oldu­ğu saptanmıştır.

Hawthome araştırmaları üç kısımda özetlenebilir (Appleby, 1976):

 

a) Deneme odası incelemeleri

Bunlar, işyerine uygulanan ışıklandırma, ısıtma, çalışma saatleri, dinlenme sürelerinin işçilerin verimi üzerindeki etkilerini ölçmek üzere yapılan araştırma ve incelemelerdir. Bulunan sonuçlar çok şaşırtıcı olmuştur. Bunun nedeni, verime etki eden en önemli faktörün çalışma koşulları veya çalışmayı özendirici önlemler olma­yıp, bir grupta oluşan yüksek moral veya yöneticinin ilgi derecesinin yüksekliğidir. Böylece, ışıklandırma, çalışma ve dinlenme süreleri gibi fiziksel koşulların kendiliklerinden işçinin verimini büyük ölçüde değiştiremeyeceği anlaşılmıştır. Zira işçi çalışma koşullarına uyum sağlaya bilmekte ve davranış değişikliği yapıla­bilmektedir.

b) Mülakat (görüşme) incelemeleri

Bu evrede yaklaşık 21.000 kişi ile mülakat yapılmış ve çalışanların işlerine, çalışma koşullarına ve yönetime ilişkin görüşmelerini kapsayan bir moral incelemesi oluşturulmuştur. Ancak, bireyin hoşnutsuzluğunun objektif nedenini bulmak çok güç bir iştir. Zira, hoşnutsuzluk nedenleri kişiden kişiye büyük ölçüde değişebilmektedir.

c) Gözlem incelemeleri

Bu incelemelerde grup çalışmaları ele alınmış ve grupların kendi aralarında davranış, ilişki ve verim normları meydana getirdikleri görülmüştür. Gruptaki bireylerin arkadaşları ile ilişkilerinin onların verimi üzerindeki etkisi ve biçimsel olmayan ilişkilerin işçiye özendirme bakımından önemi ortaya çıkmıştır.

Gerçekten, işçi sadece aldığı paranın arttırılmasıyla daha yüksek bir verim düzeyine çıkarılamaz. Verimin artmasında ve yüksek bir moralin oluşmasında yö­neticinin rolü çok önemlidir. Grup ruhu ve ekip çalışması işçinin yaptığı işte doyuma ulaşması bakımından önem taşımaktadır.

            Neoklasik yönetim akımının gelişmesinde önemli katkılan olan Hawthome araştırmaları organizasyonu bir sosyal sistem kabul etmiş ve insanın da bu sistemin bir parçası olduğunu ortaya koymuştur.

Hawthome araştırmalarından sonra insan ilişkilerine ağırlık verilmiş ve bi­çimsel olmayan örgüt üzerinde çalışmalara gerek duyulmuştur. Bu çalışmalarda J.G. March. H. A. Simon, C. Argyris, D. Mc Gregor, R. Likert gibi bilim adanıları­nın büyük rolü olmuştur (Baransel, 1979; Eren, 1991).

 

1.3.4. Modern Etkiler Evresi

 

Yönetim ve organizasyon konusunda 1960 yılından itibaren modem etkiler kendisini göstermeye başlamıştır. Bu evrede, klasik ve neoklasik yönetim akımları­nın ortaya koyduğu yaklaşımlardan tatmin olmayan bazı araştırmacılar insanların davranışlarını açıklamak için matematiksel modeller ve bilgisayar gibi modem araştırma tekniklerinin kullanılmasını öngörmüşlerdir. Böylece yönetim ve organizasyon anlayışında 1960 yıllarından sistem yaklaşımından kaynaklanan de­ğişiklikler görülmeye başlamış ve 1970 yıllarında ise sistem yaklaşımına dayanan ve onun bir uzantısı olan durumsallık yaklaşımı ortaya çıkmıştır (BaranseL. 1979).

 

1.3.4.1. Sistem Yaklaşımı

Geniş anlamı ile sistem, "çeşitli parçalardan oluşan bir bütün" biçiminde ta­nımlanmaktadır. Sistemi oluşturan parçaların birbiriyle ve dış çevre ile karşılıklı ilişkileri bulunmaktadır. Sistemi oluşturan parçalar sisteme göre birer alt sistemdir. Aşağıdakileri sisteme örnek olarak verebiliriz. Güneş sistemi, telefon sistemi, okul sistemi, insan vücudu gibi. Sinir sistemi, dolaşım sistemi, iskelet sistemi ise insan vücudunun alt sistemleridir.

Sistemler açık ve kapalı sistemler olarak ikiye ayrılmaktadır. Sistemler belli bir çevrede etkinliklerini sürdürürler. Açık sistemler çevreleri ile karşılıklı etkile­şim içerisindedirler, çevrelerinden bir takım girdiler (bilgi, enerji, hammadde gibi) alırlar ve bum an değişime uğratarak bir takım çıktılar halinde (mal, hizmet gibi) çevreye verirler. Sosyal ve biyolojik sistemler açık sistemlere önektirler. Kapalı sistemlerde ise çevreleriyle aralarında bu türlü etkileşim ve alış-veriş söz konusu de­ğildir. bunlar dışarıdan sadece enerji alırlar. Örneğin, mekanik sistemler birer kapalı sistemdir (Koçel, 1984; Eren, 1991).

Modem yönetim yaklaşımına göre, örgütlere birbirine bağlı çeşitli kısımlar­dan oluşan ve çevreleriyle karşılıklı etki ve ilişkileri olan birer açık sistem olarak ba­kılmaktadır (Dereli, 1976). Böylece her örgüt karşılıklı ilişkiler halinde olan çeşitli düzeylerde yer alan birimlerden (alt sistemler) oluşan bir sistem olup çevresiyle de karşılıklı ilişkilere sahiptir. Şekil 1’de görüleceği gibi örgüt çevresinden bilgi, insan gücü, para, hammadde gibi girdiler alır ve bunları işlemek suretiyle çeşitli mal ve hizmetler halinde çıktılar yaratarak çevreye verir.

ÇEVRE

 

ÖRGÜT

GİRDİLER
* Hammadde

* İnsan Gücü
* Sermaye
*Bilgi

DÖNÜŞÜM SÜRECİ
Yönetim ve Üretim Teknolojisi

ÇIKTILAR
*Ürünler
*Hizmetler

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Şekil 1- Örgütün sistem görünüşü

Sistem yaklaşımının, yönetimin yapısına ve sürecine ilişkin birçok değerli katkılar sağladığı kabul edilmektedir.

 

1.3.4.2. Durumsallık Yaklaşımı

Temelde sistem yaklaşımına dayanan durumsallık yaklaşımına koşulsallık yaklaşımı adı da verilmektedir. Durumsallık yaklaşımı, yönetim ve organizasyonun, personelin niteliği üretim teknolojisi gibi iç koşullar ile müşterilerin serbest rekabet ve piyasa koşulları gibi etkisi ile değişebileceği ve bu nedenle her yerde her koşulda geçerli olabilecek her işletmeye uygulana bilecek evrensel bir yönetim ve organizasyon yapısının bulunamayacağı görüşüne dayan­maktadır (Koçel, 1984; Eren, 1991). Bu yaklaşıma göre her işletmenin yönetim ve organizasyon biçimi farklı ve kendine özgü olacak1lr. O halde her işletmenin içinde bulunduğu durumu ve çevresel koşullan değerlendirmesi ve bu duruma ve koşullara uygun olacak bir yönetim ve organizasyon biçimi araması gerekmektedir.

 

1.2. Yönetimin İşlevleri

Yönetimin gerçekleştiği ortam bir etkinlikler kompleksi (teknik, ticari, mali, muhasebe, pazarlama ve yönetim) olan teknik ve ekonomik üretim birimleridir. Bü­tün teknik ve ekonomik birimlerde insan gereksinimlerini giderecek mal ve hizmetlerin oluşturulması (üretim) ve sunulması (arz) öte yandan da bunları satın alacak olanakların (talep) sağlanması gerekir. Yönetimin rolü. bu olguyu üretim faktörlerini (doğa, kapital, emek ve girişim) en etkin bir biçimde bir araya getirerek ve kişilerin çabalarını uyumlaştırarak geliştirmektir. Üretim biriminin tipi ne olursa olsun (Devlet dairesi, kamu girişimi, kamu kurumu, özel sektör işletmesi vb.) yöne­tim etkinliğinin temeli aynıdır. Her üretim birimi planlama, yürütme ve denetime gereksinme duyar ve etkin bir örgütlenme (organizasyon) olmadan işlev göremez.

 

Bu etkinliklere yönetimin öğeleri veya yönetimin işlevleri adı verilmektedir. Bu öğelerin yada işlevlerin göreceli önemi, kuruluşun büyüklüğüne ve niteliğine göre değişir.

Yönetim konusundaki literatürde yönetim işlevlerinin çeşitli biçimde sınıf­landırılmasına rastlanmaktadır. Ancak bu sınıflandırmalardan birinin ötekine üs­tünlüğünü belirtecek gerçek bir neden ortaya konulamamıştır. çünkü bu işlevler birbiriyle çok yakından ilişkilidir. Bu nedenle sadeliği ve inceleme kolaylığı açısın­dan aşağıdaki sınıflama biçimi benimsenmiştir. Buna göre, yönetimin işlevleri plaı1lama. örgütleme yürütme ve denetim olarak dört grupla toplamak suretiyle incelenecektir.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !